Kahvenin Yolculuğu: Habeşistan'dan İstanbul Kahvehanelerine
Etiyopya'nın dağlarından Yemen limanlarına, oradan İstanbul kahvehanelerine ve Avrupa'ya uzanan kahvenin yüzyıllık serüveni.
3 dk okuma 0 görüntülenme
"Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır." Bu söz, kahvenin bizim kültürümüzde yalnızca bir içecek değil, bir dostluk ve misafirlik simgesi olduğunu gösterir. Ama bu küçük fincanın arkasında kıtalar aşan, yasaklarla, efsanelerle ve sohbetlerle dolu uzun bir yolculuk vardır. Gelin bu yolculuğu baştan izleyelim.
Etiyopya'nın dağlarında bir efsane
Bugün dünyada en çok tüketilen kahve türü olan Arabica'nın anavatanı, Etiyopya'nın yüksek ve ormanlık bölgeleridir. Kahvenin nasıl keşfedildiğine dair en bilinen hikâye ise bir efsanedir: Rivayete göre Kaldi adında bir çoban, keçilerinin bir çalının kırmızı meyvelerini yedikten sonra gece boyunca zıpladığını fark eder. Meyveyi kendisi de dener ve uykusunun kaçtığını görür.
Bu hikâye çok sevilir ama ilk kez yüzyıllar sonra yazıya geçmiştir; tarihî bir belgeden çok güzel bir masaldır. Kesin olan şu ki kahve bitkisi Etiyopya'da yabani olarak yetişiyordu ve oradan Kızıldeniz'in karşı kıyısına, Yemen'e geçti.
Yemen ve uykusuz dervişler
Kahvenin bir içecek olarak demlenip yaygınlaştığına dair güvenilir kayıtlar, 15. yüzyıl Yemen'ine uzanır. Burada sufi dervişler, gece boyunca süren zikir ve ibadetlerinde uyanık kalmak için kahve içiyordu. Yemen'in Muha limanı, uzun süre kahve ticaretinin merkezi oldu; bugün bazı kahve türlerinin adında hâlâ bu limanın ismi yaşar.
Kahve, hacılar ve tüccarlar aracılığıyla kısa sürede Mekke, Kahire, Şam ve Halep gibi şehirlere yayıldı. Yaygınlaştıkça da tartışma konusu oldu. Bazı din ve devlet adamları, kahvehanelerdeki toplanmaları ve içeceğin kendisini sakıncalı buldu; çeşitli şehirlerde kahve zaman zaman yasaklandı. Ancak bu yasaklar hiçbir zaman uzun ömürlü olmadı.
İstanbul'un ilk kahvehaneleri
Kahvenin İstanbul'a gelişi 16. yüzyılın ortalarına denk gelir. Osmanlı tarihçisi Peçevi'nin anlatımına dayanarak, şehrin ilk kahvehanesinin Şam ve Halep'ten gelen iki kişi tarafından Tahtakale'de açıldığı söylenir; tarih olarak genellikle 1554 yılı verilir.
Kahvehaneler kısa sürede şehrin en canlı mekânları oldu. İnsanlar burada kahve içmekle kalmaz; sohbet eder, tavla ve satranç oynar, şiir dinler, meddahların hikâyelerine kulak verir, şehrin haberlerini konuşurdu. Bu yüzden kahvehanelere "mekteb-i irfan", yani irfan okulu da denirdi.
Bu canlılık yöneticileri zaman zaman tedirgin etti. Kahvehanelerde siyaset konuşulduğu ve dedikodunun yayıldığı düşünülerek, farklı dönemlerde kapatma kararları alındı. En bilinen yasaklardan biri 17. yüzyılda IV. Murad döneminde uygulandı. Ama kahve, her seferinde sofralara ve sokaklara geri döndü.
Türk kahvesinin kendine has yolu
Türk kahvesini dünyadaki diğer kahvelerden ayıran şey, hazırlanış biçimidir:
- Kahve çekirdekleri kavrulduktan sonra un gibi ince çekilir.
- Soğuk su, kahve ve isteğe göre şeker cezveye konur ve ağır ateşte, köpürtülerek pişirilir.
- Kahve süzülmeden, telvesiyle birlikte fincana dökülür; telve dibe çöker.
- Yanında mutlaka bir bardak su, çoğu zaman da bir lokum ikram edilir.
Kahve, Türkçenin içine de işledi. "Kahvaltı" kelimesinin, kahveden önce yenen hafif yemek anlamında "kahve altı"ndan geldiği yaygın olarak kabul edilir. Kahvenin telvesinden fal bakmak, kız isteme törenlerinde damada tuzlu kahve ikram etmek gibi gelenekler de bu kültürün eğlenceli parçalarıdır.
Kahve Avrupa'ya gidiyor
Avrupalılar kahveyle önce Osmanlı topraklarına gelen tüccarlar, diplomatlar ve gezginler aracılığıyla tanıştı. 17. yüzyılda Venedikli tüccarlar kahveyi Avrupa'ya taşıdı ve kahvehaneler bu yüzyılın ortalarından itibaren Venedik'te, Oxford'da ve Londra'da açılmaya başladı. Paris'te ise 1669'da Fransa'ya gelen Osmanlı elçisi Süleyman Ağa'nın verdiği davetler, kahvenin saray çevrelerinde moda olmasına katkıda bulundu.
Viyana'da kahvenin, 1683 kuşatmasından sonra Osmanlı ordusunun geride bıraktığı çuvallarla başladığına dair ünlü bir hikâye anlatılır. Bu da büyük ölçüde bir efsanedir, ama kahvenin Avrupa'ya Osmanlı üzerinden yayıldığı gerçeğini yansıtır.
UNESCO'nun koruması altında
Türk kahvesi kültürü ve geleneği, 2013 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'ne alındı. Bu kayıt, yalnızca bir içeceği değil; misafirperverliği, sohbeti, kahvehane kültürünü ve kahve etrafında şekillenen gelenekleri korumayı amaçlar.
Son söz
Bir dahaki sefere cezveyi ocağa koyduğunuzda, o köpüğün Etiyopya'nın dağlarından Yemen'in limanlarına, İstanbul'un kahvehanelerinden Avrupa'nın salonlarına uzanan uzun bir yolculuğun sonucu olduğunu hatırlayın. Ve kahvenizi yalnız içmeyin; kırk yıllık bir hatır, bir dostla başlar.
Diğer yazılar
Rehber
Et Pişirme Rehberi: Doğru Parça, Doğru Mühür, Doğru Dinlendirme
Kasaptan hangi parçayı isteyeceğinizi, eti nasıl mühürleyeceğinizi, pişme derecelerini ve sert parçaları nasıl lokum gibi yapacağınızı adım adım anlatıyoruz.
0 görüntülenme
Rehber
Mutfağa Başlarken: İlk Almanız Gereken Temel Aletler
Mutfağı sıfırdan kuruyorsanız önce hangi 12 aleti almanız gerektiğini, nelerin bekleyebileceğini ve nelere hiç para vermemeniz gerektiğini anlatıyoruz.
1 görüntülenme